Bee Pollen

Arı Saglıgı

Bal arısı, tehdit altındadır. Dünyadaki bazı nüfuslar, büyük bir düşüş yaşadı ve halen yaşıyor. Arı ölümleri, Türkiye'de de bir sorun. Çevreciler, bilim insanları ve arıcılar, endişeliler ve de nedenleri ve önleyici tedbirler arıyorlar. Sonuç olarak arı ithalatı yapılabilir, ama polen yayma işleri ithal edilemez. Arıların polen yayması, ücretsiz bir hizmettir, ama aynı zamanda da korumak ve sürdürmek için yatırım gerektiren de bir hizmettir. Rakamlar, bal arılarının ekonomik ve ekolojik önemini netleştirir.

Örnekler: Ekonomik ve ekolojik faydalar

  • Arıların küresel ekonomik katma değeri, yaklaşık 265 milyar Euro'dur.
  • Ekin bitkilerinin arılar tarafından polenlerinin yayılması, sadece üretimi artırmakla kalmaz, ama aynı zamanda meyvenin kalitesini de artırır. Örneğin çileklerde pazar değeri kendi kendini dölleyen bitkilerinkinden yüzde 54 daha yüksektir. Arıların polen yaymasının tek başına çilekler için yıllık değeri, AB'de satılanlar için en az 1 milyar Euro'dur. Arılar tarafından polenleri yayılan çilekler, daha az şekil bozukluğuna sahiptir ve daha yüksek ticari değerleri vardır.
  • Kakao, vanilya, çarkıfelek gibi ekinlerin tozlaşması yüzde 100 arılara bağımlıdır.
  • Çekirdekli meyveler için böcek döllenmesi, meyve verimini yüzde 40 artırır.

Arı sayısındaki gerilemenin nedeni

Arı nüfuslarının neden yok olduğu sorusunun cevabını vermek o kadar kolay değil ve uzmanlar arasında da bir görüş birliği yok. Ama orantısız bir yükseklikteki bu ölüm oranlarına neden olan bir kaç etmen konusunda hemfikirler. Ve de sağlıklı bir arı kolonisinin genelde çoğu hastalık ile başa çıkabileceği konusunda da.

İlk sırada 1970'lerin sonunda arı ithalatı ile birlikte kazayla gelen ve şu anda sayısı bal arıları için tehlikeli boyutlara ulaşan varroa akarı var. Bu ufacık parazit sadece 1,7 milimetre boyunda, kuluçkada çoğalıyor ve arıların kanından besleniyor. Akar, ısırık yaraları yoluyla daha fazla hastalık patojeni yayıyor. Arılar, zayıflıyor ve erkek arılar, kısır bile oluyor.

Bu, geçen yüzyılda yaşanan bir gelişmeyi de açıkça ortaya koyuyor: yeni bölgelere arı kolonileri ithal ederek yeni hastalık patojenleri de kazayla getirildi ve getiriliyor. Orijinal olarak kendilerine yeten arılar, şimdi sağduyulu ve yetkin arıcıların bakımında "evcil" hayvanlar olarak ancak hayatta kalabiliyor.

İnsanoğlu gibi arılar da çeşit açısından zengin bir beslenme izliyor. Ne kadar çok gıda çeşidi varsa arılar hastalıklara karşı o kadar dirençli oluyor. İşlenmiş toprakların yoğun olarak kullanılması ve tek türlü tarımın gelişiminin artması, habitat çeşitliliğini azaltıyor. Eğer tüm nektar sağlayıcılar aynı anda ve sadece kısa süre için çiçek açarsa kalan aylar, hayvanlar için yokluk dönemi haline geliyor. Arıların açlıktan ölmemesi, yıl boyunca çok çeşitli çiçek açan bitkilerin varlığı ile çeşitlilik açısından zengin bir habitata bağlı.

Tarımda bitkileri korumak için kullanılan yeni böcek ilaçları da arılar için sorun teşkil ediyor. Ama çoğu zehrin etki-tepki ilişkisi maalesef net değil. Ancak küçük oranlarda böcek ilaçlarının bile arıların sinir sisteminde bir etkiye sahip olduğunu ve doğal yön bulma becerilerini etkilediğini biliyoruz. Yön bulma becerileri bozulan kovanlarından ayrılmış tarlacı arılar, kolonilerine geri dönemiyor.

Hava kirliliği, elektromanyetik radyasyon ve daha erken çiçek açma dönemleri ile iklim değişikliği gibi diğer değişen çevresel koşulların arıların sağlıkları üzerindeki etkisi, hali hazırda araştırılıyor. Ve bu araştırmaların ilk sonuçları, gelecekte bal arılarının hayatta kalma mücadelesinin hiç de kolaylaşmayacağını ortaya koyuyor.